Ezine Tarihi

Kahramanların Savaş Arenası, İncil Tarihinin Dönüm Noktası

Okuma Süresi: 10 dakika

Ezine kent merkezi ve civarındaki verimli ovalar bol suyu,temiz havası ve önemli ticaret yolları güzergâhında bulunması bakımından binlerce yıldır birçok yerleşime ev sahipliği yapmıştır.

Ezine’nin 1-2 km’lik çevresinde Orta ve Genç Tunç Çağı’ndan (MÖ.2.000 – 1.200) kalma birçok eski yerleşim yeri bulunmaktadır. Arkeolojik araştırmalar Ezine civarında çok daha eski çağlarda da yerleşim olduğuna işaret etmektedir. Ezine, efsanevi Troia Savaşları’nın (MÖ.1194 – 1184) gerçekleştiği alanları sınırları içinde barındırırken aynı zamanda Achilles’ten (Aşil), Hector, Paris ve Kral Priam’a kadar pek çok kahramana da daimi istirahatgâhlık yapmaktadır. Evet yanlış duymadınız Troia Savaşları büyük çoğunlukla Ezine ilçesi sınırları içinde gerçekleşmiştir. Troia ve Eski Greklerin büyük savaşçı ve komutanlarının büyük çoğunluğu da Ezine ilçesi sınırları içinde yatmaktadırlar.

Bugün Troia ören yeri olarak ziyaret edilen kentin önü, jeolojik araştırmalara göre deniz ile kaplıydı. Troia kentinin önünde büyük bir koy bulunuyordu. Bunun için de Grekler, donanmalarının Geyikli ile Yeniköy arasında bir yere demirlemiş ve buradan karaya çıkarak Ezine’nin Yeniköy’ünden Pınarbaşı köyüne kadar olan alanda Troia kahramanları ile vuruşmuşlardı.

Efsaneye göre Troialılar ile Grekler arasındaki en kanlı savaşların vuku bulduğu yerlerden bir tanesi Scamender ve Xanthos Simoeis’de Ezine’dedir. İda’dan (Kazdağı) doğan Scamender Nehri (Karamenderes) bugün Ezine’nin içinden geçerek Troia kentinin önünde Kumkale’nin yanında Çanakkale Boğazı ile buluşur. Simoeis ise Ezine’nin Pınarbaşı köyündeki Kırkpınarlardan doğarak Karamenderes’e ile buluşur.

Efsanede Grek savaşçısı Achilles’in her iki nehir ve nehir tanrısı ile nasıl mücadele ettiği anlatılır. Bu anlatımla Hector ve Troia askerlerinin kahramanca savunmaları ve nehirlerin Greklere aman vermeyişi dolaylı bir anlatımla vurgulanmıştır.

Savaş sırasında ölen Achilles’in mezarı da Ezine’nin Papaz plajında sizi karşılarken Hector, Paris ve Priamos’un mezarları ise Çanakkale’den Ezine’ye gelirken 5-6 km önce yolun sağında sizi selamlar.

Büyük İskender’in komutanlarından ve varislerinden Tek Gözlü Anigonas’ın doğu ve batı kültürlerini bir araya getirmek, Helenistik kültürün bir abidesi olmak üzere inşa ettiği doğu – batı köprü kenti Alexandria-Troas (Büyük İskender’in Troiası) da Ezine’dedir.

İncil’de anlatıldığına göre Hz. İsa’nın (AS) havarilerinden Aziz Paul’ün üç defa ziyaret ettiği ve her seferinde olağanüstü olaylar yaşadığı dünyanın ilk Hıristiyan kenti Ezine’deki Alexandria-Troas’dır.

Roma İmparatoru Hadrianus ve valisi Herodes Atticus’un doğu ve batıyı bağlayan Asya’daki Roma olarak yeniden inşa ettiği kent de Ezine’deki Alexandria-Troas’tır. Roma İmparatoru Büyük Konstantin, artan barbar göçlerine karşı Roma İmparatorluğu’nun başkentini başka bir yere taşımaya karar verince Yeni Roma olarak Alexandria-Troas’ta karar kılmıştır. Daha sonra yaşanan efsanevi bir olay üzerine bugünkü İstanbul’un olduğu yere Konstantinopolis’i kurmuştur. Ancak Alexandria-Troas unutulmamış ve buraya eski şehir anlamında “Kestanbol” denilmiştir. Yani İstanbul’dan önce doğu ve batıyı birbirine bağlayan kent. Halk arasında antik kentin adı hâlâ “Eski İstanbul”dur. 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra hızla Anadolu’yu yurt tutan Türklerin Anadolu’nun batısında ulaştıkları son noktalardan birisi Ezine’dir.

Ezine ilçe merkezi ise 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Türklerin Anadolu’ya hızla göç ettikleri bir süreçte kurulmuş bir Türk yerleşimidir. 12.yy başlarında Ezine’nin birkaç kilometre batı -kuzeybatı yönünde Danişment Yörükleri tarafından kurulan Ömer Danişment köyü ile ilk yerleşimin başladığı kabul edilmektedir. Bugün bu köyden geriye çok az kalıntı günümüze intikal etmiştir.

Danişmentlerin yöreye yerleşmesinden sonra giderek nüfus çoğalmış ve civar köylerin bir araya gelerek pazar yeri olarak kullandıkları bir alanda söylenenlere göre bölgenin Danişment Beyi tarafından bir cami yaptırılmıştır.

Türk-İslam kültüründe klasik olarak köylerin ortak buluşma noktasında Cuma pazarı kurulur, köylüler hem burada ürünlerini satar hem de bu buluşma gününde büyük bir sosyal hareketlilik yaşanırdı. Anadolu’da kurulan hemen her Türk yerleşiminde bu gelişimi gözlemek mümkündür. Bu yapılan camiye de Cuma camii denilirdi. Bu camiden sonra eğer başka bir cami veya mescit yapılırsa ilk yapılan caminin adı Ulu Cami olurdu.

Müslümanlar Cuma günü ibadetlerini aksatmadan ifa ederlerken aynı zamanda bölgede hakim olan devletin emir ve buyrukları bu vesile ile halka duyurulurdu. Böylelikle, Cuma Camii’nde devlet ve halk haftalık olarak bir araya gelir, bir anlamda halk meclisi kurulur, sorunlar birinci elden görüşülerek karara bağlanırdı.

Ezine’nin kuruluşunda da bu Türk-İslam şehri kuruluş geleneği gözlenmektedir. Ezine isminde Anadolu’da günümüze kadar gelen iki yerleşim yeri vardır. Bunlardan birincisi Amasya’nın Ezine Pazarı ilçesidir, diğeri de bu esere konu olan Ezine’dir. Ezine’nin eski adı da Ezine Pazarı’dır.

Ezine kelimesinin kökeni konusunda yoğun tartışmalar vardır. Ancak 1530 tarihli Anadolu tahrir defterindeki yazımını da göz önünde bulundurursak Ezine kelimesinin kökeni ile ilgili iki görüş vardır. Birincisine göre kelime Farsça’daki “Ezâne” yani ezan okunan yer kelimesinden türetilmiştir. İkinci görüşe göre ise Arapça “izin verilen”, “izin verilen yer” anlamındadır. Her iki görüşte de Ezine’nin kuruluş gayesine ulaşırız. Yani çevre köylerden gelen insanların Cuma pazarında buluşup mallarını satmaları ve bu arada Cuma camiinde ibadetlerini yapmaları için kurulmuş Ulu Cami’de “Ezan okunmasına ve insanların bir araya gelmesine izin verilen belde” olarak Ezine’nin anlamı karşımıza çıkar.

İlk devirler ile ilgili bilgiler son derece zayıf olsa da Karesi Beyliği’nin 1345’te Osmanlılara bağlanmasından sonra Ulu Cami’nin Orhan Gazi (Hanedanlığı: 1323 – 1362) tarafından onarıldığı ve genişletildiği anlaşılmaktadır. Ulu Cami’ye zaman içinde medrese ve aşhane gibi müştemilat eklenmiştir.

Şehrin gelişimi coğrafi anlamda da incelendiğinde Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Cumhuriyete kadar son 700 – 800 yıllık dönemi ve gelişmeleri incelemek mümkündür. Ezine ilçe merkezini gezdiğinizde adeta zaman tünelinde bir yolculuk yaparsınız ve Osmanlı Devleti’nin kurulduğu yıllardan cumhuriyete doğru gelişim ve değişime tanık olursunuz.

Coğrafyayı takip ederek tarihe tanıklık edilebilir. Her mekânı ayrıntılı olarak gezmeden önce harita üzerinde Ezine’yi hayali bir tur ile kısaca gezelim. Elinizdeki kitabın son kısmındaki Ezine’nin tarihi mekanları haritasını açmanız harita turumuza başlamamız için yeterli olacaktır. Öncelikle, Çanakkale’nin en uzun ırmaklarından olan ve Kazdağları eteklerinden doğarak Kumkale’den Çanakkale Boğazı’na dökülen Menderes’i besleyen Akçin çayının verimli topraklarında çaya çok da uzak olmayan bir noktada Ulu Cami kuruludur.

Ulu Cami’ye sırtımızı verip Akçin çayı solumuzda kalacak şekilde yaklaşık 300 metre kadar kuzeye yürürsek Sultan Yıldırım Bayezid Han (Hanedanlığı 16 Haziran 1389 – 20 Temmuz 1402) zamanında yapılan Seferşah Camii ve 50 metre kadar ilerideki Seferşah Hamamına ulaşırız. Bu yürüyüş bile Ezine’nin Orhan Gazi döneminden itibaren ne kadar hızla büyüdüğünü gösterir (Devrin nüfusu ve şehir büyüklükleri göz önüne alınırsa). Şehirde medrese, hamam gibi tesislerin kurulu olması nüfus yoğunluğunu gösteren en önemli delillerdendir. Ulu Cami’nin medresesi ve diğer müştemilatı yakınında daha bir yüzyıl bile geçmeden yeni bir cami, medrese ve bir çifte hamamın (kadın ve erkek hamamı) eklenmiş olması büyümenin ne kadar hızlı olduğunun bir göstergesidir. Aynı zamanda hamam ve ikinci bir cami şehirdeki ticaretin ne kadar hızlı ve geniş olduğunu da göstermektedir.

Seferşah hamamının karşısında bulunan ve Ezine’nin ilk fatihlerinden kabul edilen Danişment Gazilerinden Ahi Yunus ve Yahya beylerin türbeleri ve yine yakınlardaki Yahşi Bey’in türbelerine sırtımızı verip yönümüzü Akçin çayına ve batıya çevirdiğimizde köprüden karşıya geçeriz.

Burada hemen köprünün solunda halk arasındaki adı taş mektep olan Ezine’nin ilk hükumet konağı ve karşısında Zeytinli Camii bulunmaktadır.

Zeytinli Camii, Kanuni Sultan Süleyman Han (Hanedanlığı 30 Eylül 1520 – 6 Ekim 1566) zamanında 1551 yılında inşa edilmiştir. Zeytinli Camii’nin 16.yy’da Akçin çayının batı yakasında yapılması, cami ile birlikte medrese gibi müştemilatın da inşa edildiğinin bilinmesi ve son olarak da caminin büyüklüğünü göz önünde bulundurursak Ezine’de nüfusun hızla arttığı ve şehrin giderek büyüdüğü anlaşılır.

Zeytinli Camii solumuzda kalacak şekilde batıya doğru tam bir Osmanlı klasiği olan Uzun Sokağa yönelir ve dik bir yokuşu tırmanmaya başlarsak yaklaşık 250 metre sonra karşımıza Sultan IV.Murad (Hanedanlığı 10 Eylül 1623 – 8 Şubat 1640) zamanında inşa edilen İnce Minare Camii karşımıza çıkar. Bu caminin de günümüze kadar ulaşmayan küçük bir külliyesi vardır. İnce Minare Camii’nin bulunduğu yerden bakıldığında bir Türk şehrinin yaklaşık 300 – 400 yıllık kuruluş ve gidişatına şahit oluruz.

19.yy’da Sanayi İnkılabından sonra Avrupa’da artan ham madde ihtiyacına binaen Ezine özellikle meşe palamudu, kök boya, keten, keten keneviri başta olmak üzere birçok önemli sanayi hammaddesinin tedarik noktası haline gelmiştir. Ezine ve civarı ile ilgili Fransız seyyah Vital Cuinet’in (1833 – 1896) verdiği bilgilere bakılırsa, Ezine’nin limanı, Odunluk iskelesi ve Tavaklı iskelesinden haftalık olarak Amerika, İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya’ya ticari emtia yüklü gemiler kalmaktaydı. 19. yüzyılda Ezine’de gelişmiş bir gıda ve hayvancılık sanayii de bulunmaktaydı ve deri işlemeciliğinde Ezine oldukça ileri gitmişti. Osmanlı belgeleri ve Cuinet’in bilgileri karşılaştırıldığında özellikle Akçin Çayı’nın batısında bugün tabakhane mıntıkası olarak bilinen yerde 40’dan fazla deri işleme atölyesi yani tabakhane mevcuttu.

19. yüzyılda 1862 yılından itibaren Ezine’de üç mahalleye gayrimüslimlerin yerleştirildiği belgelerden anlaşılmaktadır. 19. yüzyılın son çeyreğinde Ezine’de yedi mahalle Müslüman, Ulu Cami’nin arkasında kalan 1 mahalle Ermeni, bügünkü çay mahallesinin olduğu yerde 1 mahalle Rum, ikisinin arasında kalan kısma da 1 mahalle Yahudi yerleştirilmiştir. 30 – 40 kadar da Kıpti’nin de yerleştirildiği görülmektedir. Her gayrimüslim cemaatin kendi ibadethanesini inşa etmesine müsaade edilmiştir. Böylece Ezine tam bir Osmanlı milletler manzumesi örneğine dönüşmüştür. Ermeni Kilisesi, Rum kilisesi ve Yahudi Havrası zamana yenik düşmüşler ve 20. yy içinde ortadan kaybolmuşlardır. Bugün sadece yerleri bilinen bu mekanlar tarihin tozlu rafları içindeki yerlerini almışlardır.

19.yy’den geriye Ezine’nin pek çok yerinde görebileceğiniz Müslüman, Ermeni, Rum, Yahudi evleri kalmıştır.

Osmanlı Devleti’nin dağılmaya başladığı 19. yüzyılda ve özellikle de 93 Harbi olarak bilinen 1877 – 1878 Osmanlı Rus Savaşı’ndan sonra Balkanlardan gelen birçok göçmen aile Ezine ve çevresinde iskân edilmiştir. Ezine’ye özellikle bu dönemde Bulgaristan’dan gelen aileler yerleştirilmiştir. Sayılarına bakacak olursak; 70 aile 280 nüfus Mahmudiye’ye, 37 aile 175 nüfus Hamidiye’ye, 15 aile 81 nüfus ise Yeniköy’e yerleştirilmiştir. Göçler bunlarla bitmemiş aksine yeni başlamıştır.

1912 I. Balkan Savaşı’ndan sonra Bulgaristan ve Yunanistan’dan gelen yaklaşık 50 aile ve 250 nüfus Ezine merkez ve köylerine yerleştirilmiştir.

Kurtuluş Savaşımız sırasında Ezine’de önemli olaylar vuku bulmuştur. Anadolu’da işgallerin başladığı sırada Yunan Ordusu 4 Eylül 1920’de Ezine’ye gelerek ilçeyi işgal etmiştir. Ezine’nin kurtuluşu için Alay Müftüsü Şevket Efendi’nin riyasetinde Ezine Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Bu cemiyetin üyeleri Hocaoğlu Hafız Tevfik, mahkeme eski üyesi Hafız Ahmet, Asım Efendi, Tikveşli Ali ve Köseoğlu Şükrü Efendi’dir. İşgal dönemi sırasında Ezine’ye Esad Sezai Bey yerine gelen yeni Ezine Kaymakamı Halit Efendi de cemiyetin gizli üyesiydi.

Yunanlılar Ezine ve civarında binlerce insanı soymuş, mallarını yağmalamış ve ne yazık ki 3000’den fazla insanın canına kıymışlardır. Yapılan toplu katliamlar, yerli yabancı birçok raporun konusu olmuştur. Ezine Askere Alma şubesinin arkasındaki genişçe bölgede işgal sonrasında yapılan tahkikatta sayısız toplu mezara rast gelinmiştir. İşgal döneminde Ezine hapishanesi yerli halk için adeta bir kâbusa dönüşmüştür. Yunanlı işgalciler elinde ziynet veya para olduğunu düşündükleri insanları buraya getiriyor yerini söyleyene kadar akla hayale gelmeyen işkencelere tabi tutuyor sonra da öldürüyorlardı. Ayrıca civarda direnişin sembol kenti Ezine olduğu için de Müdafaa-i Hukukçuları avlayıp bulmaya çalışıyorlardı.

Ezine’de Kurtuluş Savaşı sırasında çok önemli bir olay vuku bulmuştur. İşgalci Yunanlılar işgallerini hukuki gösterebilmek için İzmir’den Çanakkale’ye kadar işgal ettikleri tüm şehir ve beldelerdeki il ve ilçe meclislerini, işgali tanıdıklarını ifade eden resmi bir karar almaya ve törenle Yunan bayrağı çekmeye mecbur bırakmışlardır.

Yunan işgalindeki tüm beldeler baskı ve zorla bu kararın altına imza atarken tek bir kent, Kaymakam Halit Bey’in liderliğindeki Ezine bu kararı tanımamıştır. İlçenin Müdafaa-i Hukukçularının bir kısmı öldürülmüş bir kısmı ise kaçıp direnişe devam etmişlerdir. Kaymakam Halit Bey ise kentini terk etmemiş ve Haziran 1922’de tutuklanarak hapsedilmiştir.

Uluslararası baskılar ve halkın tepkisinden çekindiklerinden Halit Bey’in canına kıyamamışlardır.

4 Eylül 1922’de Ezine’deki Yunan birliği Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Başkomutanlığında başlayan Büyük Taarruz’da Türk Ordusu gelmeden bölgeden çekilerek Geyikli’den Yunan gemilerine binip kaçmışlardır. 18 Eylül 1922’de küçük bir Türk birliği 22 Eylül 1922’de de Fahrettin Altay komutasındaki müstakil süvari kolordusuna bağlı II. Süvari Tümeni Miralay Zeki Bey komutasında Ezine’ye girer ve böylece Ezine kurtarılmış olur.

Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra 10 Kasım 1923’te başlayan mübadelede 1925 – 1928 yılları arasında Yunanistan’dan gelen 500 aile ve 2500 nüfus Ezine’ye yerleştirilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlıkları dolayısıyla ayrı bir önem verdiği Ezine, Cumhuriyet dönemi ile birlikte yeniden yapılandırılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, bizzat 14 Nisan 1934’de Ezine’yi ziyaret etmiş ve bu kahramn kenti onurlandırmıştır.

1935 yılında Ezine’ye Bulgaristan ve Romanya’dan yine göç olmuş 15 aile ve 50 nüfus Ezine ve köylerinde iskân edilmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında 1950 yılında yine Ezine’ye Bulgaristan’dan yaklaşık 40 aile ve 160 nüfus yerleştirilmiştir. Böylece Balkanlarda vatansız kalan Türkler için Ezine yepyeni bir yuvaya dönüşmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti döneminde de belediye statüsünü sürdüren Ezine’de kentin merkezi bugünkü öğretmenevi olarak kullanılan binanın Ezine hükümet konağı olarak kullanılmaya başlaması ile yeniden Akçin çayının doğusuna kaymıştır.

Ezine, 21. yy Türkiyesi’nin dinamik, atılımcı ve çalışkan bir cumhuriyet kenti olarak hızla gelişmesine devam etmektedir.

İlginizi Çekebilecek Yerler

Yahya Çavuş Köyü ve Antik Sütunlar
Ezine’li Yahya Çavuş Kötü ve Antik Sütunlar

Alexandria Troas
Dünyanın İlk Metropolü, Eski İstanbul

Neandria
Ticaret ve At ile Antik Çağa Damga Vurmuş Kent

Dalyan Antik Liman
Doğu İle Batıyı Birbirine Bağlayan Liman

Pin It on Pinterest

Share This

Paylaş & Share