Alexandria Troas

Dünyanın İlk Metropolü, Eski İstanbul

Okuma Süresi: 3 dakika

Anlatacağımız birinci kısmında şehrin büyüklüğüne göre küçük bir kazı alanı bulunmaktadır. Şehrin büyüklüğüne göre kazıların yıllar alacağı ön görülmektedir. Bu kısımda tapınaklar, bir kısım saray kalıntıları yer alır. Buradan içeriye doğru ilerlerseniz üzeri bitkilerle kaplı şehrin amfi tiyatrosuna ulaşırsınız. Amfi tiyatronun sağında ise eski bir tapınak veya kilise olduğu değerlendirilen bir yapı bulunmaktadır. Bu yapının içini dikkatli bir şekilde gezebilirsiniz. Yapının içinden şimdiki kazı alanına kadar gittiği tespit edilen bir gizli geçit bulunmuştur. Güvenlik açısından bu geçidin ağzı molozlarla doldurulmuştur. Amfi tiyatronun sol kısmındaki yükseltiden en üstteki oturma alanına ulaşıp buradan güneşin batışını ve Bozcaada’yı izlemek mümkündür. Peki Alexandreia-Troas’ın hikâyesi nedir?

Alexandria-Troas, İskender’in Troiası demektir. Büyük İskender (Hükümdarlığı: MÖ 336 – 323) bugünkü Bağdat yakınlarındaki Babylonia’da ölünce Makedonya’dan Hindistan’a uzanan büyük imparatorluğu komutanları arasında taksim edildi. İlk taksimde Alexandria-Troas’ın yer aldığı Biga yarımadası veya Troia yarımadası dahil Anadolu’nun büyük kısmı, Suriye ve Lübnan Büyük İskender’in komutanlarından I. Antigonus Monophthalmus’a (Tek gözlü Antigon) kaldı. Antigonus, tam burada bulunan eski Sigia yerleşimi üzerinde kendi adı ile anılacak büyük bir kent kurmaya karar verdi. MÖ 310 – 306 arasında kentin inşasına başlandı ve kente kendi adına nispetle Antigonus’un kenti anlamında Antigoneia ve kurulduğu efsanevi Troia bölgesine nispetle de Antigoneia-Troas adını verdi. Antigonus, kurduğu o devir için devasa sayılabilecek bu kentte yaşamak üzere çevredeki kentlerin ahalisine Antigoneia’ya taşınmayı emretti. Alexandria-Troas’tan güneye doğru baktığınızda Tavaklı İskelesi’ne giderken sahilde kalan ve beşiğe benzeyen tepede kurulu Kolonai’den bölgenin o dönemdeki en zengin, büyük ve müreffeh kenti Neandreia’ya, Hamaxitus, Larisa ve Chrysa’ya tüm kentlerin sakinlerini kendi kurduğu Antigoneia’ya taşınmaya mecbur bıraktı. Kentin sembolü olarak da civardaki en büyük kent olan Neandreia’nın “otlayan at” sembolü benimsenerek paraların üzerine basıldı. Kent 7,5 – 8 kilometre uzunluğunda ve yaklaşık 3 metre kalınlığındaki surlarla kuşatıldı. Büyük bir liman, mendirek ve deniz feneri inşa edildi. Ayrıca kentin içine de bir iç sur inşa edildi. Tiyatro, Saray, dönemin çok amaçlı salonu Odeon ve çok sayıda evler yapıldı. Kent kısa sürede o devir için görülmemiş bir büyüklüğe ulaştı. Dönemin dünya nüfusu göz önüne alınırsa o devir için bir metropole dönüştü ve on binlerin yaşadığı bir kent oldu.

Her büyük mirasta olduğu gibi İskender İmparatorluğu’nun taksiminden sonra da büyük sorunlar çıktı. İskender’in komutanları kendi paylarından memnun olmayarak birbirlerine düştüler. Afyon yakınlarında MÖ 301’de İpsus Savaşı’nda zafer kazanan tarafta yer alan ve Büyük İskender’in generallerinden birisi olan Lysimachus Anadolu’nun bir kısmı ile birlikte Antigoneia-Troas’ın da sahibi oldu. Lysimachus, ilk iş olarak şehrin adını eski hükümdarına hürmeten Büyük İskender’in Troiası anlamında Alexandria-Troas olarak değiştirdi. Şehir hızla büyüdü ve doğu ile batıyı birbirine bağlayan köprü kent haline geldi. Büyük İskender sonrası başlayan Helenistik dönemde Hindistan’dan Makedonya ve Balkanlara uzanan ticaret yolları Alexandria-Troas’a yöneldi. Doğunun egzotik malları, Anadolu, Orta Doğu ve Mısır’ın tüm ihracatı Alexandria-Troas’tan Avrupa’ya gönderilirken Avrupa’dan gelen herkes de Asya’ya buradan ayak basmaya başladılar.

Antik dönem gezgin ve yazarlarından Strabon’a göre şehrin nüfusu 100.000’i aşıyordu. Dünya nüfusunun bu dönemlerde yaklaşık 40 milyon olduğu düşünülürse şehrin ne kadar büyük ve önemli olduğu anlaşılır.

Roma İmparatorluğu döneminde de şehrin önemi giderek arttı. İparator Augustus (MÖ 27 – 14) ve yerine geçen yeğeni zamanında şehir adeta Roma İmparatorluğu’nun başkenti gibi kullanıldı. Şehre bu dönemde Colonia Alexandria Augusta Troas veya kısaca Troas deniliyordu.

Hz. İsa’dan (AS) sonra Hıristiyanlığı yaymaya çalışan havarilerinden Tarsuslu Saul veya Aziz Paul, üç defa Alexandria-Troas’ı ziyaret etmiştir. Bu ziyaretler İncil’de de anlatılmaktadır. İncil’de de anlatıldığı üzere o dönemde Avrupa’yı irşad etmeye giden Aziz Paul’un Troas’a geliş sebebi Avrupa’ya giden gemilerin buradan kalkması ve şehrin çok büyük ve göz ardı edilemez oluşudur. Şehre her gelişinde olağanüstü olaylar yaşanmıştır. Aziz Paul, bir gelişinde Kestanbol kaplıcaları bölümünde bahsettiğimiz şekilde ölü bir çocuğu diriltmiş ve bir keresinde de gördüğü bir rüya ile Avrupa halklarını irşad emri almıştır. Alexandria-Troas Hıristiyanlığı kabul edilen ilk şehir olarak da kabul edilmektedir. Katolik ve Ortodoks Kiliselerinde Troas Psikoposluğu ismi ile anılan halen üst düzey bir pozisyon günümüzde de varlığını sürdürmektedir.

Sanal Tur

Konum

İlginizi Çekebilecek Yerler

Ulu Cami
İlk Devir Osmanlıların En Eski Camilerinden

Taş Mektep
Ezine’nin ilk belediye binası

Seferşah Hamamı
Yıldırım Bayezid Dönemi Ayakta Kalan En Eski Hamamlardan

Zeytinli Camii
Kanuni Dönemi Osmanlı Camii

Pin It on Pinterest

Share This

Paylaş & Share